― 3 сентября 2026 г.
Sultan Raev: Göçebe Felsefesi, Modern Dünyanın Meydan Okumalarına Alternatif olabilir
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, 6. Dünya Göçebe Oyunları kapsamında düzenlenen ilmi konferansta yaptığı konuşmada göçebe medeniyetinin dünya tarihindeki rolüne değinerek bu felsefenin çağımızda yaşanan cihanşümul sorunlara karşı güçlü bir alternatif olabileceğini vurguladı.
Sultan Raev’in Konuşma Metni:
"İnsanlık, XXI. yüzyılın eşiğinde varlığını sürdürme kaynaklarını giderek tüketmektedir. Bütün dünya artık günden güne değil saatler ve dakikalar içinde çağın beklenmedik sınamaları karşısında tehlike çanları çalmaktadır. Bugün büyük bir felaket hızla üzerimize geliyor, adeta tüm yerküre devasa bir uçurumun kenarına yaklaşmış, yörüngesinden çıkmışçasına savruluyor. İşte bu, günümüzün acımasız gerçeğidir.
Dünyanın gelişim döngüsü, düşündüğümüzden ve hatta hayal edebileceğimizden çok daha karmaşık bir mecraya sürüklenmiştir. İnsanlığın önünde üç büyük tehdit duruyor. Nedir bu tehditler? Birincisi nükleer savaş tehdidi. İkincisi çevre felaketi tehdidi. Üçüncüsü ise insanın ahlak çöküşüdür.
Sadece bir ulusun değil tüm insanlığın manevi rehberi olan ulu yazarımız Cengiz Aytmatov her sözünde insanı doğayla uyum içinde yaşamaya davet etmiştir. Büyük mütefekkirimiz insan ruhunun saflığını ve bu saflığın korunmasını en temel önceliklerden biri olarak kabul etmiş ve eserlerinde insanlığın geleceğine duyduğu derin endişeyi açıkça dile getirmiştir.
Peki, insandaki o “insanlığı” nerede bulabiliriz? Elbette binlerce yıldır biriktirdiğimiz hayat tecrübemizde, tabii yollarla şekillenen kültür kodlarımızda ve medeniyet sistemimizin yapı taşlarında...
Kıymetli Katılımcılar!
Bugünkü uluslararası buluşmamızın ana teması göçebe medeniyetidir. Göçebe medeniyeti nedir? Tarihi boyutuyla bakıldığında göçebe medeniyeti; Antik Roma, Mısır veya Avrupa merkezli medeniyetler bağlamında sıradan bir durum mudur yoksa benzersiz bir fenomen midir?
Neden “göçebe medeniyeti” mefhumu Batılı ilim insanlarının zihninde uzun süre barbarlıkla eş tutulmuş ve yıllarca medeniyet karşıtı bir unsur olarak algılanmıştır? Bu meseleyi nasıl kavramalıyız ve bu kavramlar bütünü insanlığın gelişim tarihindeki haritada nerede durmaktadır? Gerçekte göçebelerin diğer tarihi medeniyet sistemleri arasındaki yeri nedir?
Şüphesiz bu içi boş bir hamaset değil, hakiki bir tarih arayışıdır. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney penceresinden bakıldığında bu sürecin bütün insanlığı kapsayan değeri nerede yatmaktadır? Her medeniyet dünya tarihinde bir iz bırakmıştır. Mısır piramitlerinden Çin Seddi’ne ve Eyfel Kulesi’ne varıncaya dek inşa edilen bu yapılar dünyanın harikalarını meydana getiren medeniyet abideleridir. Bunlar esasında bütünüyle maddi değerler üzerine bina edilmiş asırların sessiz tanıklarıdır.
Peki, bizim tarihi çevremizin temelini oluşturan göçebe medeniyetinin yeri neresidir? Göçebeler dünyaya ne kattı ne üretti? Yoksa göçebeler medeniyetin üzerinde sadece toz kaldıran barbarlar mıydı? Bugün insanlığın gelişimindeki bu müstesna fenomene, yani hakiki medeniyet süreçleri sistemine dikkatle bakarsak dünya düzeninin tüm mimarisini yeniden gözden geçirmek zorunda kalırız. Tarihi bir bakış açısıyla incelendiğinde göçebe halklar dünya medeniyetine ne kazandırabilmiştir ve bu medeniyetin derin özü nedir?
Göçebe kültürü veya göçebe medeniyeti sadece bir kültürden ibaret değildir. Her şeyden önce bu, insanın manevi dünyası ile onu kuşatan ruhi iklimin ahenginden doğan müstesna bir kültür döngüsüdür. Göçebelerin doğasıyla örtüşen yegâne formül; ruh ile iç dünyanın dengesidir.
Göçebe fenomeni dünyaya ne kazandırdı? Her şeyden evvel insanlığa doğayla uyum içinde yaşamayı öğretti. Göçebelerin en belirgin özelliği çevrelerindeki dünyayla doğanın dilinde konuşmalarıydı. Onların derin temeli; insanın iç dünyasındaki ahlak nizamı ve vicdan terazisi üzerinden şekilleniyordu.
Doğa ve İnsan, İnsan ve Doğa... Bu uyum en temel sembollerden biri hâline gelmiştir. Göçebe insanın o eşsiz felsefesi insanı doğanın bir parçası ve yaratılanlarından biri olarak görmesindeydi. İnsanlık tarihinin şafağında insan dehasının ilk izi taşa kazınmıştır. Petroglifler; göçebe kültürünün felsefesini, ilmini ve inanç sistemini yansıtan ilk sembollerden biri olmuştur.
Eğer göçebe medeniyetini derinlemesine incelersek günümüzün en çetin sorunlarına dair pek çok cevap bulabiliriz. Çünkü göçebe kültüründe sadece dünyanın sırrı değil insanlığın henüz bilmediği ve doğasının keşfedilmeyi bekleyen kaynağı da gizlidir.
Çağdaş holografi ilmi o süslü taşların üzerindeki tasvirlerle nasıl bir bağ kuruyor? Güneş sembolleri, at figürleri, tarihe nam salmış Fergana atları ve Kırgızistan topraklarındaki kaya resimleri nasıl birbiriyle örtüşüyor? Kırgız motiflerinin kökeni totem inançlarına mı dayanır yoksa evrenin yapısına dair şifreler barındıran sembollere mi? Kırgız motiflerinde “Aylampa” adlı bir desen bulunur. İnsanoğlunun yeryüzünden uzaya, galaksilerin derinliklerine gönderdiği şifreli sembollerle bu desenin neredeyse birebir örtüşmesini basit bir tesadüf diyerek geçiştirebilir miyiz? İlim insanı Rındin bunu Kırgız dünya görüşünün galaktik bir boyuta açılması olarak yorumlamıştı. Büyük bir göçebe medeniyetinin mirasçıları olduğumuzu tam manasıyla henüz kendimiz bile idrak edememişken bu durum bilim dünyasının da önüne devasa bir soru işareti koymaktadır.
“Göçebe kültürü dünyaya ne kattı?” gibi sıradan bir soruyu sormadan önce basitten karmaşığa doğru ilerleyelim. Atı ilk kez kanatlı bir tulpara dönüştüren ve onu insanın yoldaşı kılan kimdi? Göçebeler! Demiri bir silah olarak ilk kullanan kimdi? Göçebeler! İlk imparatorlukları ve ilk kağanlıkları kimler kurdu? Göçebeler! En temel şeye bakalım: Sabah akşam el yüz yıkama alışkanlığını dünyaya kim yaydı? Göçebeler! Savaş taktiklerini ve yıldırım hızıyla muharebe kültürünü ilk kim icat etti? Göçebeler!
Göçebe kültürü, dünya döngüsünün seyrini değiştiren bir kültürdür. Eğer dünyaya sadece Dünya Göçebe Oyunları'nı hediye ettiğimizi söylersek altın kâsedeki suyu ziyan etmiş oluruz. Zira biz bu oyunları kurmadan önce onun felsefesini yarattık. Onun ilmini inşa ettik ve bu ilim her şeyden önce hümanist fikirlerden oluşan bir nizamdır. Göçebelerin dünyaya bıraktığı mirasın manevi özü de tam olarak bu değil midir? Ancak şunu da açıkça belirtmek gerekir: Eğer sadece dış görünüşün ardına sığınıp bu mirasın derin özünü ve felsefesini ortaya çıkaramazsak onun gerçek değerini de kavrayamayız.
Dünya Göçebe Oyunları'nı Olimpiyat Oyunları'ndan ayıran nedir? Şöyle ifade edelim: Olimpiyat Oyunları'nda bedeni güç kazanırken Göçebe Oyunları'nda akıl, akla dayanan ruh ve iç maneviyattan beslenen irade gücü kazanır. İşte göçebe felsefesinin formülü budur!
Forumun Kıymetli Katılımcıları!
Konuşmamızın başını Aytmatov’a bağladık. Bu durum sadece “Aytmatov'un düşüncelerine duyulan bir saygı modası” değildir. “Biz dünyayı değiştiririz, dünya da bizi değiştirir” felsefe nizamından yola çıkarsak bizi asıl ilgilendiren bu sözün görünen yönü değil, hikmet dolu özüdür. XXI. yüzyıl göçebe bilgeliğinin ana esası değişken dünyaya karşı varoluş adına bir alternatif sunmaktır. Bu bağlamda günümüzün dünyayı tek tipleştiren akımına karşı göçebe felsefesini bir alternatif olarak öne sürüyoruz. Çünkü çağdaş dünyanın sınamaları karşısında gerçek olan tek bir alternatif vardır: O da akıl ve ahlaktır.
Göçebe etiğinin temel yasası; bireyi insana, insanı şahsiyete ve şahsiyeti de yüksek bir manevi kültüre sahip kâmil bir insana dönüştürmektir. İnsanlığın en büyük sermayesi her bireyin içindeki insanlığı ve şahsiyet kültürünü uyandırmaktır.
Ancak bu hakikatin gözlerinin içine dosdoğru bakabildiğimizde göçebe ruhunun gerçek özünü kavrayabiliriz. O öz, sadece bir yerden başka bir yere göç etmekten ibaret değildir. Her şeyden önce o öz; insanı insan olarak korumak ve insanı koruyarak insanlığı büyük bir felaketten kurtarmaktır.
Bugünkü Dünya Göçebe Oyunları'nın ana hedefi de geçmişten ilham alarak bugünün sancağını dalgalandırmak ve geleceğe silinmez bir örnek bırakmaktır."